Dünya Barışı İçin Türkiye’nin Görevleri

Barış eğitimi için küresel kampanya düzenleyicileri barışın, barış kültürünün oluşturulmasıyla mümkün olacağını savunurlar.

Bu savunularını “barış kültürü, dünya vatandaşları küresel sorunları anladıkları, çatışmalara çözüm bulma becerisi kazandıkları, şiddete başvurmaksızın adalet için mücadele ettikleri, insan hakları ve eşitliğin uluslararası standartlarını yakaladıkları, yeryüzüne ve birbirine saygı duydukları zaman gerçekleşebilir.” şeklinde dile getirirler.

Yukarıda dile getirilen barış kültürünü oluşturmak, barışa kavuşmanın ön koşullarından biridir. Savaş ve şiddet, insan haklarını ihlal ettiği gibi barış kültürüne de zarar verir. Kalıcı barış bütün insanların harekete geçmesi ile mümkündür.

Savaş ve şiddet dünyanın neresinde olursa olsun, dünya vatandaşları ile birlikte savaşa ve şiddete karşı çıkar, barış istersek barış gelecektir. Bunun için de önce barış kültürünü, dünyanın her yerine götürmek için çaba sarf etmeliyiz.

Barış Güvercini

Barış Güvercini

Devletleri harekete geçiren yurttaşlardır. Yurttaşların duyarlı olduğu konularda devletler duyarsız davranamaz. Barış kültürünü edinmiş yurttaşlar olarak dünyanın bir bölümünde devam eden savaşlara karşı çıkmak için çeşitli etkinlikler yapabilir ve projeler hazırlayarak devletimizi harekete geçirebiliriz. Bazen yazacağımız bir mektup, şiir; yapacağımız resim, taşıyacağımız bir pankart, önereceğimiz bir proje ve yukarıdaki görselde olduğu gibi düzenleyeceğimiz bir etkinlik ile dünya barışına büyük katkılar yapabiliriz.

Örneğin Kant’ın dünya vatandaşlığı ve özgür devletler federasyonu önerisi birçok uluslararası kuruluşun doğmasında ilham kaynağı olmuştur. Bu fikrin açığa çıkardığı kuruluşlar da dünya barışına önemli katkılar yapmışlardır. Atatürk, dünya barışına verdiği önemi “Yurtta barış, dünyada barış.” özdeyişiyle dile getirmiştir.

Ayrıca Atatürk, “En uzakta sandığımız bir olayın bize bir gün dokunmayacağını bilemeyiz. Bunun için insanoğlunun hepsini bir gövde ve bir ulusu bunun organı saymak gerekir. Bir gövdenin parmağının ucundaki acıdan öteki bütün organlar etkilenir.”

“Dünyanın filan yerinde bir rahatsızlık varsa ‘Bana ne?’ dememeliyiz. Böyle bir rahatsızlık varsa tıpkı kendi aramızda olmuş gibi onunla ilgilenmeliyiz. Olay ne kadar uzak olursa olsun bu ilkeden şaşmamak gerekir, işte bu düşünüş insanları, ulusları ve hükûmetleri bencillikten kurtarır.”(4) sözleriyle de dünyanın bir bütün, her milletin onun bir parçası olduğunu ve dünya barışının sağlanmasında bütün milletlere görev düştüğünü vurgulamıştır.

İlgili Başlıklar...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir