Çokluk İçinde Birlik

Bir toplumdaki kültürel çeşitlilik o toplumun sahip olduğu bir zenginliktir.

Biz ve öteki, benzerlik ve farklılık, birey ve toplum, alt kültür ve üst kültür gibi iklimlerin çağrıştırdığı içerme veya dışlamanın bireyin/toplumun algısındaki karşılığı toplumsal ilişkileri etkiler.

Toplumsal yapı içinde birey, bir devletin vatandaşı olduğu gibi aynı zamanda herhangi bir dinin, mezhebin, etnik kökenin, siyasi partinin, derneğin, kulübün, düşünce grubunun, alt veya karşı kültürün mensubu da olabilir.

Bireyin mensubu olduğu her toplumsal grup onun aidiyet, himaye ve sosyalleşme ihtiyacını bir ölçüde karşılar ve ona çeşitli sorumluluklar yükler. Toplumsal grup, aynı zamanda kendine özgü bir grup kültürü de yaratarak bu kültürü bünyesinde bulunan bireylerin kimliklerinin bir parçası hâline getirir. Bu kültürün ve yarattığı kimliğin toplumdaki egemen kültürden farklılık arz etmesi, toplumda alt kültür-üst kültür farklılaşması yaratır. Bir sosyolojik olgu olarak bu durum, her toplumda olabileceği gibi bizim toplumumuzda da çeşitli biçimlerde varlığını göstermektedir. Bu doğal bir olgu olup bir toplum için kültürel zenginliği ifade eder.

Doğan’a göre, ‘Bir toplumdaki bütün alt kültürleri kriminal oluşumlar olarak kabul etmemek gerekir. Ulusal kültür, alt kültürlerin çokluğu ve çeşitliliği ile zenginleşir… ‘Karşı kültüre dönüşmediği sürece alt kültürlerden ulusal kültüre zengin ve etkili bir akışın önünü açmakta yarar vardır.’ … Gerek toplum gerek düşünce gerekse tabiat açısından doğal denge çoğulcudur, çeşitlilik ve farklılıkların ahenkli birlikteliğidir, bütünün farklıyı koruyarak onu kapsamasıdır. Ahenkli bir bütünlük oluşturmayan parçalar ile parçaları içermeyen bütün, doğal dengeye aykırıdır. İnsanların birlikte varoluşu için kültürel farklılıklar sorun değildir.

Aksine belli bir kültürün devlet tarafından iyi karşılanmaması hiçbir zaman birlikte varoluşu kolaylaştırıcı sonuç doğurmamıştır. Herhangi bir grubun demokratik tartışma sürecine katılmaması veya bunun dışında tutulması bir sorundur. Kültürler arası çatışmaların çözümü demokratik kurumlar, değerler ve süreçlerle mümkündür.

Buna göre çözüm, çeşitli/farklı alt kültürlerin özgürce yaşamasına ve gelişmesine imkân verecek ama aynı zamanda çeşitliliğin muhtemel ayrıştırıcı etkilerinden toplumu korumak için farklılıklarla da barışık olabilecek daha esnek ve kolektif bir üst kültür oluşturmaktır.

Bir toplumdaki kültürel çeşitlilik o toplumun sahip olduğu bir zenginliktir.

Çoğulcu, geniş tabanlı olması gereken bu kültürün temel referansları, bünyesindeki alt kültürlerin kesişme noktaları; insan hakları, demokrasi kültürü, vatandaşlık hakları ve görevleri; ortak insani, ulusal ve evrensel değerler olmalıdır.

20. yüzyıla damgasını vuran ve kültürel çoğulculuk olarak nitelendirilen olgu, genel anlamda her türlü öznel kimliğin tanınmasıdır. Tekinalp’e göre yerleşik demokrasilerde kültürel çoğulculuk değişik kimliklerin fiziksel ve sembolik sınırlar içinde tanınmasıdır. Kimlikler ulus devletin sınırları içinde tanınır.

Sembolik sınırlar ise kimliklerin türdeş yurttaşlık anlayışı ile sınırlandırılmasıdır. Esasen kültürel çoğulculuk toplum olarak yabancısı olduğumuz bir olgu değildir. Bunun yaygın örneklerine tarihimizde de rastlanır. Osmanlının azınlıklara gösterdiği geniş tolerans, fethettiği topraklarda yerel kültürlere saygı göstermesi; toplumumuzda çok sayıda etnik köken, din ve kültürün yüzyıllarca ciddi bir çatışma olmaksızın birlikte yaşaması ve farklılıkların toleransla karşılanması kültürel çoğulculuğun iyi birer örneğidir.

Abdulvahap Özpolat, Demokratik Vatandaşlık, Hegem Yayınları, Ankara, 2009, s. 210-212.

Henüz Yorum Yok "Çokluk İçinde Birlik"

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*