Demokrasi Türleri ve Demokrasi Türlerinin Özellikleri

Demokrasiye Giden Yol
Demokrasiye Giden Yol

Demokrasi türleri denilince aklımıza; normatif yani ideal demokrasi ve deneysel demokrasi geliyor. Bu demokrasi türlerini başlıklar halinde inceleyeceğiz.

Ayrıca deneysel demokrasiyi de kendi içerisinde; çoğulcu demokrasi, konsensüs demokrasi ve çoğunlukçu (westminster) demokrasi olmak üzere 3 alt başlıkta inceleyebiliriz. Öncelikle demokrasi türlerini ana başlıklar halinde tek tek ele alalım ve özelliklerini inceleyelim.

Makale İçindekiler

Normatif (İdeal) Demokrasi

Normatif demokrasi teorisi, demokrasiyi sözlük anlamı itibariyle tanımlar. Yani yukarıda ifade edildiği üzere temel demokrasi tanımı olan “halkın yönetimi” normatif demokrasinin özünü oluşturur. Bu, Abraham Lincoln’ın demokrasi tanımı olan, “halkın halk tarafından halk için yönetimi” şeklinde genişletilebilir.

İdeal demokrasi teorisinde halkın bütününün iradesine tam olarak uyan bir yönetim biçimi söz konusudur. Bir ideali yani olması gerekeni yansıtır. Bu modelde yönetim tamamen halkın elindedir, yani doğrudan demokrasi söz konusudur. Halk politikanın içinde olup politik sorunların çözümünde veya alınacak kararlarda doğrudan söz sahibidir.

Siyasi rüşte ulaşmış tüm vatandaşlar, ülkenin belirli bir noktasında toplanıp yalnızca yasama faaliyetini doğrudan doğruya yerine getirmektedirler. Yürütme faaliyetleri için de kendi aralarından yüksek memurları seçerler. Bu şekilde halk kendine ait olan egemenlik hakkını, doğrudan doğruya kullanmış olmaktadır.

Normatif demokrasi teorisi ideal demokrasi modeli olmasına rağmen pratikte gerçekleşmesi güç bir idealdir. Az nüfusa sahip ve coğrafi olarak küçük ülkelerde uygulanabilme ihtimali olan normatif demokrasi, çok nüfuslu ve modern hayatta özellikle teknik alanda ve hızlı hareket etmenin gerekli olduğu yürütmeye ilişkin konularda halkın doğrudan yönetimi önemli ölçüde güç görünmektedir. Dolayısıyla normatif anlamda demokrasi demokratik düzenlerin ulaşmak istedikleri bir idealden, ütopyadan başka bir şey değildir. Muhakkak bu ideal reddedilemez lakin demokrasinin tanımı bu şekilde ifade edildiği takdirde dünyada demokratik olarak nitelenecek devlet kalmaz.

Joseph A. Schumpeter bu konuda şu görüşe sahiptir. “Toplumsal işlerin, olayların yönetimi bazen uzmanlık ister bundan dolayı insanlar bazı uzmanlara (yöneticiler, temsilciler) güvenmek zorundadır. Bu demokrasiyi zedelemez çünkü burada uzmanların (yöneticiler, temsilciler) yaptıkları sadece insanların iradesini hayata geçirmektir. Tıpkı hastaların iyileşmek için doktora başvurması ve doktorun hastanın iyileşme iradesine uygun olarak hareket etmesi gibi.” Bu imkansızlıktan dolayı temel olarak ifade edilen demokrasi tanımına, devlet yönetiminin doğrudan vatandaşlar tarafından değil onların seçmiş olduğu temsilciler vasıtasıyla yürütülmesi şeklinde bir ilave yapılabilir. İşte burada karşımıza deneysel demokrasi modeli çıkmaktadır.

Deneysel demokrasi modeli hiçbir zaman doğrudan demokrasi olamamıştır fakat burada amaç, olabildiğince doğrudan yani olması gereken demokrasiye yaklaşacak modellerin ortaya konulmasıdır.

Deneysel Demokrasi

Olması gerekenden ziyade olana bakan bu modelde, demokratik kabul edilen rejimlerin ortak özellikleri ortaya konulmaya çalışılır.

Buradan amaçlanan tam bir demokrasi olmayıp, nispeten çokça vatandaşın isteklerini uzun bir zaman boyunca karşılayacak bir yönetim tarzının uygulanmasıdır. Bu noktada Robert A. Dahl’ın “poliarşi (polyarchy)” kavramı ortaya çıkmıştır.

Yunan literatürüne ait olan poliarşi sözcüğü birçok ve yönetmek anlamlarına gelmekte olup çoğunluğun yönetimi şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Buradaki poliarşi kavramı; monarşi, oligarşi, aristokrasi gibi tek kişi veya bir grubun yönetiminden ayırt etmek için kullanılmıştır.

Batıya özgü olmayan poliarşi kavramı, gerçek dünyadaki demokrasileri anlatan poliarşi, emir-kumanda merkezi çokluğu iktidar dağılımını ifade etmektedir. Poliarşik demokrasi bazen “modern geniş kapsamlı demokratik hükümet” olarak da anılmaktadır.

Poliarşik demokrasi, olmazsa olmaz şu altı demokratik özelliği içermektedir. Yani kısaca bir siyasal rejimin demokratik olarak kabul edilebilmesi için bu altı özelliği bünyesinde barındırması gerekir.

Siyasi Rejimin Demokratik Olabilme Şartları

Seçilmiş Temsilciler

Hükümetin devlet üzerindeki politik kararlarında kontrol yetkisini, yani karar alma yetkisini anayasal olarak vatandaşlardan almalıdır. Bu şekilde ülkeyi yönetme salahiyetine sahip olan temsilciler, demokratik nitelik kazanabilmektedirler.

Demokrasi

Demokrasi

Burada üzerinde durulması gereken nokta ise, seçimle iş başına gelen temsilcilerin, makamların devlet üzerinde yönetme noktasında etkin bir pozisyonu olmasıdır.

Eğer yönetici de olsa bir etkinliği yoksa seçimle iş başına gelmemiş olsa bile demokratik değil diyemeyiz. Buna örnek olarak Birleşik Krallık gösterilebilir, burada Kral veya Kraliçe seçimle iş başına gelmese bile biz Birleşik Krallığa antidemokratik diyemeyiz çünkü Krallık makamı, etkin bir siyasal makam değildir.

Özgür, Adil ve Sık Tekrarlanan Seçimler

Seçilmiş makamlar belli aralıklarla ve adil bir biçimde yapılan seçimlerle belirlenmeli ki zorlama söz konusu olmasın.

Yöneticiler her ne kadar seçimle belirlenmiş olsa da eğer seçimler belirli aralıklarla yenilenmezse rejim demokratiklik niteliğini yitirecektir. Zira demokrasi seçimle gelindiği gibi seçimle gitmeyi gerektirir.

Ömür boyu iktidarda kalan yöneticilerin bulunduğu ülkeler antidemokratik olarak nitelendirilecektir. Seçimlerin adil ve özgür olması da burada fevkalade önemlidir. Bunun için ise seçimlerin genel oy, eşit oy, gizli oy ve açık sayım ilkelerine uygun olarak gerçekleştirilmesi gerekir.

Fransız ihtilâli ve onu izleyen dönemde kişi egemenliği yani monarşi yıkılarak yerine teoride millet egemenliği gelmesine rağmen genel oy uzun bir süre kabul edilmemiştir.

Türk Anayasa Mahkemesi de demokratik devleti “…egemenliğin bir kişi, zümre veya sınıf tarafından, belli sınıflar yararına kullanılamadığı serbest ve genel seçimin iktidara gelmede ve iktidardan ayrılmada tek yol olarak kabul edildiği ve iktidarın bütün millet yararına kullanıldığı idare biçimidir” olarak ifade etmiştir. Burada seçimlerin yargı organlarının denetiminde yapılması ilkesini de unutmamak gerekir. Zira seçimlerin denetiminin siyasi organlara bırakılması seçimlerin dürüstlüğü noktasında sakıncalı sonuçlar ortaya çıkarabilmektedir.

İfade Hürriyetinin Herkese Tanınmış Olması

Vatandaşların politik konularda özgürce, bir yaptırıma tabi olmaksızın düşüncelerini ifade edebilmeleri gerekmektedir. Bu hürriyet; yöneticileri, hükümeti, rejimi, sosyo-ekonomik düzeni ve hakim olan ideolojiyi eleştirmeyi de içerir.

Burada ifade hürriyetinin kapsamına; düşünce hürriyeti, basın hürriyeti, söz hürriyeti, toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hürriyeti gibi temel haklar da girmektedir.

Kişi, görüşlerini serbest olarak ifade etme hakkına sahip olmalı ve devlet bu alana idari ve adli olarak özen göstermelidir.

Kişilerin eleştiri yapma ve muhalefet etme özgürlükleri olmadığı takdirde belirli aralıklarla seçimlerin yapılmasının bir anlamı kalmayacaktır. Yönetenlere yönelik muhalefet düşünce, ifade, toplantı, gösteri ve basın özgürlükleri münasebetiyle seçimlerde siyasi partilerin yarışması açısından gereklidir. Bu bakımdan kamu oyunun aydınlatılması anlamına gelen bu özgürlükler olmaksızın gerçek bir seçimden bahsedilemez.

Alternatif Bilgi Kaynaklarına Erişim İmkânı

Vatandaşların alternatif ve bağımsız bilgi kaynaklarını diğer vatandaşlardan, uzmanlardan, gazetelerden, kitaplardan ve diğer kaynaklardan edinebilmeleri gerekir.

Önemli olan bu kaynakların, hükümetin veya diğer bir politik grubun kontrolünde olmaması ve bunların vatandaşları etkileyecek şekilde topluma arz edilmemesidir. Ayrıca bu kaynakların hukuk aracılığıyla da korunması lazımdır.

Dernek Bağımsızlığı

Demokratik politik kurumların etkili bir şekilde işletilmesi dahil olmak üzere bazı hakları edinmek için vatandaşlara bağımsız dernek, organizasyon ve siyasi parti kurma hakkının verilmiş olması gerekmektedir.

Demokraside kurucu öğe olan halk hiçbir zaman tamamen türdeş olmamış, bir şekilde farklılık göstermiştir. Eğer ki demokratik siyaset, halkı temsil edecekse, o takdirde bu siyaset toplumsal yapının çeşitliliğini de göstermelidir. “Siyasetin çoğulculuğu” farklı görüşleri olan grupların serbestçe örgütlenmelerini ve iktidar yarışına katılmalarını ifade eder. Bunun bir gereği olarak da çok partili sistem olmazsa olmazdır.

Seçim serbestliğiyle bağlantılı olan bu ilkede vatandaşlara alternatif siyasi partiler arasından bir seçim yapma imkânı verilmektedir. Çağdaş demokratik devletlerde bu alternatifler şarttır. Günümüzde partilere dayanmayan bir demokratik devlet yoktur. Partisiz rejimlere ancak bazı geleneksel ve az gelişmiş toplumlarda rastlanmaktadır.

Siyasi partilerin ortaya çıkmasında temsili rejim ve oy hakkının yaygınlaşması önemli bir etken olmuştur. Siyasi partiler ilk olarak ABD’de sonra İngiltere’de ortaya çıkmışlardır.

Siyasi parti kavramı ise İkinci Dünya Savaşı sonrası anayasalara girebilmiştir.

Türkiye’de siyasi partiler başlangıçta dernek statüsündeydiler. Hukuki olarak diğerlerinden farklı bir konuma erişmek için parti grubu olarak ortaya çıkmışlardır.55 Türkiye’de çok partili hayata geçişin ilk örneklerini Cumhuriyet’ten önce Osmanlı döneminde II. Meşruiyetle görmekteyiz.56 Buna karşılık, Cumhuriyet’ten itibaren 1946 yılına kadar çok partili siyasi hayatta bir kesinti dönemi yaşanmıştır.

Kapsayıcı Vatandaşlık

Ülkede devamlı ikamet etmeyen hiçbir ergin kişi ve o ülkenin hukukuna tabi olanlar, diğerlerine tanınmış olan haklardan dışlanmamalıdır. Bu bağlamda seçme, seçilme, siyasi parti kurma, siyasi partiye üye olma gibi demokrasiyle doğrudan ilgili haklardan kanuni sınırlar içinde tüm vatandaşların eşit bir şekilde yararlanması gerekir.

Demokratik Vatandaşlık

Demokratik Vatandaşlık

Dünyada bu altı şartı İkinci Dünya Savaşından günümüze kesintisiz sağlayan sadece yirmi bir ülke vardır.

Çoğulcu Demokrasi

Çoğulcu demokrasiye ilk dikkat çeken Alexis De Tocqueville, ister eşit ve demokratik bir toplumdan isterse bir diktatörden gelsin özgürlüğü tahdit eden her harekete karşı olmuştur.

Bu sebepten dolayı demokratik bir çoğunluğun özgürlüğü engelleyecek davranışları da demokrasiyi engelleyecek belki de yoldan çıkaracaktır. Buradan hareketle, iktidar, demokratik yollarla yönetme erkini yedinde bulundursa bile onun gücünü tahdit edecek mekanizmaların muhakkak varlığı gerekmektedir.

Yönetim bazen demokrasi kisvesi altında çoğunluk diktatörlüğüne dönüşebilir. Bu olasılık büyük azınlık grupları tarafından tespit edilmiş ve bu tehlikeye dikkat çekmek için çoğulcu demokrasi anlayışı ortaya atılmıştır.

Çoğulcu demokrasiyi gerçekleştirmenin başlıca araçları “insan hakları” ve “hukuk devleti” ilkeleridir.

Buna karşılık çoğulcu demokrasi anlayışı toplumun çoğunluk tarafından yönetilmesini reddetmez. Fakat çoğunluğun yönetimi ile azınlıkta kalanlar arasında bir dengenin kurulması gerektiğini vurgular. Çoğunluğun yönetme erki sınırsız değil bilakis azınlığın temel hakları ile sınırlıdır.

Çoğulcu demokrasi siyasal iktidarın çeşitli merkezler arasında paylaştırılmasını ve dengelenmesini ifade etmektedir. Ayrıca azınlığın haklarının korunması ve farklı düşüncede olanların düşüncelerini serbestçe ifade edip örgütlenebilmesini de içermektedir. Günümüzde insan haklarının güvence altında olması ve korunması konusunda bir görüş birliği olduğu söylenebilir.

Kemal Gözler modern anayasalarda azınlığın haklarını koruma noktasında bazı tedbirleri ifade etmiştir: ilk olarak vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini korumak için kanunlardan daha zor ve farklı usulde değiştirilen yazılı ve katı bir anayasanın kabul edilmesi ve çoğunluğa sahip olan grup anayasa değişikliği için mevsuf çoğunluğa ihtiyaç duyduğu için azınlığın temel hak ve hürriyetleri üzerinde düzenlemeyi ancak azınlıktan muvafakat alarak yapabilecektir. Bir dizi diğer tedbirler ise, iki meclisli yasama, kanunların anayasal denetim mekanizması ayrıca sivil toplum kuruluşları, basın gibi kuruluşlar da azınlığı çoğunluğun yanında koruyucu faaliyetlerinden ötürü çoğulcu demokrasinin içinde yer alan tedbirlerdendir.

Konsensüs Demokrasi

Öğretide oydaşmacı, uzlaşmacı demokrasi olarak da kullanılan konsensüs demokrasi, geniş katılımlı, ülkede yaşayan yurttaşların mümkün olduğunca çoğunun arzularına uygun bir yönetim sistemini ifade eder.

Ünlü ekonomist Sir Arthur Lewis “Bir Ekonomik ve Siyasi Portre” isimli kitabında demokrasiyi; ülkede karar verme imkânına her bireyin ve grubun erişiminin sağlanması gerektiğini, kendisini ilgilendiren konularda bu hakkın bireye doğuştan tanınmış olduğunu ifade etmiştir. Dolayısıyla yurttaşları ilgilendiren konularda her yurttaşın arzusunun, iradesinin dinlenmesi, onlara karar verilme aşamasında söz hakkı tanınması gerektiği ifade edilmiştir.

Bu modelde iktidar olma şansını kaybeden gruplar iktidardan tamamen dışlanmazlar karar alma sürecine bir takım araçlarla katılmaları sağlanır.

Daha çok, türdeş olmayan yani dini, etnik ve buna benzer nedenlerle aralarında derin bölünmeler olan toplumlarda uygulama alanı bulan bu modelde, partiler birçok alanda birbirlerinden uzaktırlar. Hatta bu mesafe seçmenler arasında daha serttir.

Özellikle din, ideoloji, dil, kültür ve etnik yönden ayrı olan toplumlarda azınlığın dışlanıp çoğunluğun görüşü, iradesi esas alınırsa bu antidemokratik olmak dışında bazı hallerde tehlike arz edecektir. Çünkü iktidara erişimleri devamlı engellenen azınlıklar daha sonra kendilerini dışlanmış hissedecek ve iktidar grubuna karşı koymaya başlayacaklardır.

Konsensüs demokrasiyi en iyi uygulayan ülkelerden İsviçre ve Belçika öne çıkmaktadır.

Çoğunlukçu (Westminster) Demokrasi

Londra’da yasama meclisi olan ve Lordlar Kamarası ile Avam Kamarasının toplantı yeri olarak kullanılan Westminster Sarayından ismini alan bu modelde nasıl ki başkanlık sistemi denildiğinde Amerika Birleşik Devletleri akla geliyorsa Westminster demokrasi denildiği zaman da Birleşik Krallık akla gelmektedir.

İngiltere’de uygulanan Westminster modeli demokrasi Westminster demokrasinin bilinen en iyi örneğidir.

Özü itibariyle çoğunluğun hâkimiyetini esas alan bu modelde demokrasinin temelinde yatan “halkın yönetimi” tanımındaki “halk” ifadesi anlatılmaktadır.

Demokrasi, temsilciler aracılığıyla halkın arzularına uygun bir yönetimi esas alırken halk arasında çıkacak uyuşmazlıklarda kimin iradesinin esas alınacağı sorusuna “halkın çoğunluğu” kısmen cevabı olmaktadır.

Ece Göztepe’ye göre, İkinci Dünya Savaşından sonra ABD’nin öncülüğünde rekabetçi demokrasi modeli denilen çoğunlukçu demokrasi literatüre egemen olmaya başladı. Siyasal rekabet bu model içerisinde önemli bir yer edindi. Buna bağlı olarak partiler iktidar için rekabet ederler ve seçim sonunda iktidar el değiştirir. Bu ifadesinde Avusturyalı siyaset bilimcisi ve iktisatçı Joseph Alois Schumpeter’ın “Kapitalizm, Sosyalizm ve Demokrasi” isimli eserindeki tanımı kullanmış ve yazarın bu tanıma en uygun örneğin İngiltere’deki Westminster tipi demokrasi modeli olduğunu ifade ettiğini belirtmiştir.

Joseph Alois Schumpeter, mezkur kitabında, “Demokratik yöntem, bireylerin halkın oyunu alabilmek için rekabetçi bir mücadele vererek iktidara geldikleri, siyasal kararları alabilmek için kabul edilmiş kurumsal anlaşmadır” tanımını yapmıştır.

Kaynak: Karşılaştırmalı Demokrasi Modelleri ve Hükümet Sistemleriyle İlişkisi / Mustafa GÜÇYETMEZ

Henüz Yorum Yok "Demokrasi Türleri ve Demokrasi Türlerinin Özellikleri"

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*