Din-Hukuk İlişkisi

Hukuk Devleti ve İnsan Hakları

Arapça bir sözcük olan “Din” sözcüğü laiklik ve teokratik devlette temel anahtar sözcüktür. Din, kelimesi kök itibariyle tek bir mana taşımaktadır. Bu mana boyun eğmek, itaat etmek, alçaltmak, kibrini kırmaktır. Bu kökten “Medine” kelimesi türemiştir.

Bugün şehir dediğimiz bu kelime eskiden “site” anlamına gelmiş olup, insanların toplu olarak bulundukları yerde boyun eğdikleri bir başkasının bulunduğu yer kastedilmiştir. Aynı ana dil olan Sami diline mensup İbranicede bugün “medine” devlet manasında kullanılmaktadır. Böylece eskiden “Medine” demek, “devlet” demekti. Bu kelimenin kökünde itaat etme ve boyun eğme anlamı vardır. Bundan türeyen kelimelere göre de bu esas mana hâkimdir. Aynı mana ile ilgili “din” kelimesine “ceza, mükâfat, hüküm” de denmiş olduğunu görüyoruz. Bunun için Allah’a “Deyyan” yani hükmeden, hâkim, cezalandıran ve boyun eğdiren denir.

Hukuk sözcüğü ise, hak sözcüğünün çoğuludur. Sözlüklerde; yasa, tüze ve haklar anlamlarını içerir. Toplumu düzenleyen genel geçerlilik taşıyan kurallar, devletin yaptırım gücünü belirleyen yasalar ve yasalara dayanan yetkilerin tümü diye tanımlanır.

Hukuk anlamında eski Türkçede “tüze” sözcüğü kullanılıyordu. Hükümdarın otağında “tüz” durmasıyla ifade ediliyordu. Adalet, hükümdarın halka karşı bir lütfu değil, bir temel göreviydi.

Hak sözcüğünün kök anlamı, bir kimseye, bir nesneye gerekli olan, uygun düşen, yeterli, tüze, yasa diye ifade edilir. Hak sözcüğü Anadolu Türkçesine, İslâm inançlarıyla girdi ve yerleşti. Tanrı, tüze, doğru, gerekli, üleş karşılığı da söylenir. Diğer anlamlarıyla hak; töre, adalet, törenin gerektirdiği ya da birine ayırdığı şey, kazanımdır.

Hak ve hukuk sözcüklerini zaman zaman peş peşe kullanırız. Hukuku tamamlayan hak sözcüğü de yasaya, hakikate veya bilgeliğe uygun olma; doğruluk, hak kat, yasallık anlamları çer r. İbranca u taşa veya metale oyulmuş şey, yasa, ferman, kuraldır. İbranca ve Aramcada a ; oyma, taşa veya metale yazı yazma, hakketme anlamlarını içerir. Bilge Kağan Yazıtı’nda; “(Söyleyecek) her ne sözüm (var) ise (bu) ebedi taşa hakkettim,” demektedir.

“Hak” sözcüğünün sonuçta; “taşa veya metale hakk edilebilecek kadar değerli yazı, belge, kanun ve bunlara uygun olan demektir.” Orhun Kitabelerinde hâkimiyeti Tanrı’dan alan Han, hâkimiyet ve istiklali başlıca türe/yasa koymak şeklinde anlar. Devletin varlığı, türe koyan han ile kaimdir. Orta Asya, Moğol ve Türk kavimlerine dayanarak Mete veya Bumin Kağan gibi bir cihan imparatorluğu kurmuş olan Temuçin de Cengiz Han, yani cihan imparatoru ilan edildiği zaman Yasa’yı ilan etmişti.

İlkel ve gelişmiş toplumları din duygusundan ve şuurundan uzak tutmak mümkün olmadığını göre, bir üst otoriteye itaat etmek, boyun eğmek hukukun temelini oluşturur. Hukuka, kanunlara itaat ve boyun eğmenin, dinî emirlere boyun eğmek gibi üst bir otoriteye olan ihtiyaçtan doğduğu görülmektedir. Tüze, Tanrı da dendiğini yukarıda belirttik. Türkler yurttaş olarak yasalarla yönetilen bir devlet geleneğine inanıyordu. Devletin amacının halkının iyi ve erdemli bir hayat sürmesini sağlamaktı.

Henüz Yorum Yok "Din-Hukuk İlişkisi"

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*