Laik Devlet ve İnsan Hakları

Engizisyon Mahkemesi
Engizisyon Mahkemesi

Laik sözcüğü Latince laicus kökünden gelmektedir. Kelime anlamı bakımından ruhani olmayan, dine dayanmayan, dünyevi gibi anlamlar içermektedir.

Kavramsal anlamı bakımından laiklik; bir devlet ve hukuk sistemini ifade eder. Laikliğin ifade ettiği devlet sisteminin ne olduğunu, hangi esaslara dayandığını, insan hakları ve demokrasi açısından öneminin neler olduğunu ifade etmeden önce, laikliğin bir devlet sistemi olarak ortaya çıkmasında etkili olan gelişmelere değinmek yararlı olacaktır.

Makale İçindekiler

Kilisenin Ruhani Yönetimi

Orta Çağda Hristiyanlık dini ve bu dini kendi dünyevi çıkarlarını gerçekleştirmek amacıyla kullanan bir ruhban sınıfı Batı dünyasında iki başlı bir yönetimin oluşmasına yol açmıştı. Bu yönetimlerden biri kral tarafından yapılan dünyevi yönetim, diğeri kilise tarafından yapılan ruhani yönetimdi. “Sezar’ın hakkı Sezar’a, Tanrı’nın hakkı Tanrı’ya” ifadesi bu iki başlılığı açıklamak için kullanılan bir deyimdir.

Bu iki başlı yönetimde kral ve kilise kendi güçlerini ve hükümranlık haklarını arttırmak için bir mücadeleye girişmiş, halk ağır vergiler altında ezilmiş ve pek çok savaş yaşanmıştır. Özellikle Almanya’da kilise aşırı lüks peşine düşmüş ve bu lüksün bedelini karşılayabilmek için halktan ağır vergiler toplama yoluna gitmiştir. Kilise bir taraftan halktan topladığı vergilerle lüks içinde yaşarken bir taraftan da halka gereksiz ve abartılı bir kadercilik telkin etmiş, hiç yaşamadıkları fakirliği ve sefaleti adeta övünülecek bir şey olarak halka kabul ettirmeye çalışmıştır.

Kilisenin halk üzerindeki egemenliğini devam ettirebilmesi ancak halkın cahil kalmasıyla mümkün olabilirdi. Eğitimli, düşünen, sorgulayan, araştıran ve farklı fikirler ortaya koyabilen bir halk, kilise için tehlikeliydi. Kutsal kitabı okuyup anlayabilen insanlar, dinin ruhban sınıfının kendilerine öğrettiklerinden farklı olduğunu görüp kiliseye karşı gelebilirlerdi. Bu nedenle kilise sistemli olarak her türlü eleştirel ve sorgulayıcı düşüncenin üstüne gitmiş, kilisenin istediğinden farklı düşünenleri ortadan kaldırmaya çalışmıştır. 10. yy. dan itibaren bu nedenlerle Aforoz (dinden çıkarma) müessesesi ve Engizisyon Mahkemeleri ortaya çıkmış, kilisenin düşündürmek istediğinden farklı düşünen herkes Engizisyon Mahkemelerinde yargılanarak ağır cezalara çarptırılmıştır.

Engizisyon Mahkemesi

Engizisyon Mahkemesi

Kilise çevresindeki bu sahte din adamları sınıfının adaletsiz uygulamaları halkı dinden soğutmuştu. Bir taraftan krallar kiliseye karşı siyasi mücadele verirken bir taraftan da düşünce dünyasında bir mücadele başlamıştı.

Kilisenin Ruhani Yönetimine Filozofların Bakışı

Dante eserlerinde kraldan yana tavır koymuştu. Padovalı Marsilius’da kiliseyi görev ve yetkilerini aşan sapkın bir kurum olarak görmüştür. Marsilius, toplumun tanrısal değil doğal bir iş birliği sonucu olduğunu savunur. Bunun sonucu ise kiliseden ve dinden bağımsız bir hukuk anlayışının gelişmesidir. 14.yy. da Ockhamlı William kilisenin kutsal kitapla Hristiyanlara verilmiş olan özgürlüğü yok ederek insanları köleleştirdiğini düşünmüş ve ruhban sınıfına karşı tavır geliştirmişti.

Ulus devlet fikrinin oluşmaya başlaması kilisenin gücünü kırmıştı. Rönesansla birlikte laik temele dayalı toplum ve hukuk sistemi kurma çabaları daha da güçlenmiştir. Özellikle Martin Lutter King’in başlattığı reform hareketleri laiklik sürecinin güçlenmesine neden olmuştur.

Machiavelli laik dünya görüşünü temele alan bir siyaset anlayışını ortaya çıkartan ilk düşünürdür. Locke ve Voltaire gibi düşünürler vicdan özgürlüğünün önemini vurguladılar. Nihayet bütün bu düşünceler ve yürütülen mücadeleler 1789 Fransız İhtilali’yle birlikte somut sonuçlar verdi ve devletin alanı ile dinin alanı birbirinden ayrıldı.

Osmanlı Devlet Sisteminde Laiklik

Osmanlı devleti, devlet ve toplum yapısı açısından kendine has özellikler göstermekteydi. Osmanlıda hukuk ve devlet sistemi kısmen dini hükümlere kısmen de örflere dayanıyordu.

Osmanlıda din ve devlet yönetimi padişahların manevi varlıklarında birleştirilmiştir. Bu nedenle Batıdakine benzer bir iki başlı yönetim Osmanlıda hiçbir zaman olmamıştır. Gerek Osmanlı Devleti’nde gerekse diğer Müslüman ülkelerde dinin manevi atmosferinden yararlanarak şahsi çıkarlar elde etmeye çalışan kişi ve gruplar olmuş, bu gruplar çeşitli sorunlara yol açmıştır.

Kavramsal Anlamıyla Laiklik

Yukarıda anlatılan gelişmelerin bir sonucu olarak ortaya çıkan laiklik, bugün bütün çağdaş devletlerin bir niteliği haline gelmiştir. Kavramsal anlamı bakımından laiklik iki boyuttan oluşur.

Laikliğin birinci boyutu din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, devleti oluşturan kurumların, kuralların ve hukuk sisteminin dini esaslara, dinin emir ve yasaklarına göre değil de, pozitif hukuk kurallarına dayandırılmasıdır.

Laik bir devlette devlet sistemi, çağın gereklerine, akıl ve mantık ilkelerine ve bilimsel esaslara göre oluşturulmuş kurallara dayanır. Anayasanın “Başlangıç” bölümünde “…kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;…“ ifade edilerek laikliğin bu gereği güvenceye kavuşturulmuştur.

Laikliğin ikinci boyutu, din, vicdan, kanaat ve ibadet hürriyetinin sağlanmasıdır.

Herkes istediğine inanmakta ya da hiç inanmamakta serbesttir. Laik bir devlette farklı dinlere, dinlerin farklı yorumlarına (mezhep) inanan, hiçbir dine ya da tanrıya inanmayan kişi ve toplum kesimleri eşit muamele görürler. Bunlar arasında kamu hizmetlerine katılma ya da kamu hizmetlerinden yararlanma noktasında hiçbir ayrım yapılmaz.

Laik bir devlette kişilere inançlarından ya da inançlarının gereği olan tutum ve davranışlarından dolayı baskı yapılmaz.

Kimse başkalarını inanmaya ya da ibadete zorlayamaz.

Anayasanın 24. Maddesinde: “Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.

14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir.

Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.

Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne surette olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.” ibareleriyle inanç ve ibadet özgürlüğü güvenceye alınmıştır.

Laik devlet kişilerin inançlarına karışmadığı gibi kişilerin birbirlerinin inançlarına karışmalarına da engel olur. Laiklik devlete bir takım ödevler yüklediği gibi

kişilere de ödevler yükler. Kişiler birbirlerinin inançlarına karşı hoşgörülü ve saygılı olmalıdır. Ancak demokrasinin hoşgörü ve saygının olduğu laik bir devlette insan hakları gerçekleşebilir. Aksi halde toplumdaki uyum ve denge bozulur, yerini kavga ve huzursuzluk doldurur.

Henüz Yorum Yok "Laik Devlet ve İnsan Hakları"

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*